Günümüzde hâlâ farklılıklara tahammül edilmiyor ve farklılıklar bir zenginlik olarak kabullenilmiyor!..
Hakaret etmek, yafta yakıştırması, tehdit ve şiddet zalimleşen zavallıların yöntemidir...
Bakıyorsun, zalime karşı savaştığını söyleyen mazlum, farklılıklardan olan bireylere karşı kullandığı üslup kendi hasmınınkine benziyor...
Farklı olan mazlumların edebiyatını yapanlar, aslında her zaman zülum yapan zalimlerin hegemon sistemine öfkelenmiyorlar;
Onlar farklı olan mazlumların arasında olmalarından dolayı kızgınlık duyuyorlar sadece...
Farklı olan mazlumların da bazan zalimler kadar zülumkâr olabileceğini unutmamak gerekir!..
Zalimleşen mazlum fırsatını yakaladığı zaman şiddet uygulatmakta hiç tereddüt etmez! Şiddet uygulatamadığı zaman da yafta yakıştırmasıyla itham eder! Aslı-astarı olmayan ithamları tutmayınca da belden aşağı iftira etmeye başlar!..
İşte, mesnetsiz iftira, yaftalama ve itham eden örgüt, kurum, grup ve kişileri yargılayıp cezalandıracak kürdlerin düzenli hukuk sistemi olmadığından dolayı yargısız infaz yapılıyor adeta!..
PKK ve çevresi kendinden olmayan farklı kişi ve gruplara tahammülsüzlüğünü hâlâ sürdürmeye devam ediyor...
PKK hâlâ kendine yapılan eleştirilere tahammül etmediği gibi parti içi demokrasiye de kapalıdır ...
En büyük mahareti ise farklı olana yaftalama, yakıştırma ve aşırı itham etmeyi çok seviyorlar.
Siyasetçi ve aydınım diyen bazı yazar-çizer de bu yafta yakıştırmalarda sömürgeci ve soykırımcı hegemon güçlerle uğraşacağına, saf tutarak kendi dalkavuk karakter yarışına giriyorlar!..
Öcalan, tutuklu bulunduğu süreden 2008’e kadar hiçbir meşruiyeti olmayan görüşmeleri bir kısım üst düzey askeri yetkililerle gerçekleştirdiği ve kendisine verilen sözleri yerine getirmediklerini açıkladı.
PKK kendisi de Oslo ve Kandil’de devlet bizimle görüştü demesine rağmen, tehditler savurarak, hakaret ve ithamlarda bulunmasını anlamak güç!..
Meclis insan hakları komisyonuna konuşan bazı Kürd siyasetçiler eski görüşlerini tekrarladı.
AKP-Gülen iktidarının medya organlarında boy gösteren Burkay, burada yıllardır değişik platformlarda dile getirdiği görüşlerini orada tekrarladı, yani PKK’nin kurulup gelişmesinde Türk istihbarat örgütü ve devlet yapılanmasıyla koordineli çalıştığını söyledi.
Madem bu hareket bir devlet projesiyse o zaman sayın Burkay ve diğer Kürd şahsiyetlerin o devlet kurum ve meclis komisyonlarında konuşmacı olarak orada ne işleri var? bu derin devleti asıl hedef almak gerekmez mi?
Ya da Burkay ve benzeri kişilerin iddia ettiği gibi devletin kurup gelişmesinde payı olduğu bu hareketi –bütün teknik üstünlüğe sahip olmasına rağmen- neden tasfiye etmiyorsunuz diye sorma lütfunde bulunmaz?
Fakat, Karayılan siyasi, toplumsal ahlak ve politika anlayışın dışına çıkarak, ideolojik aşiret mensubu üslubuyla ithamlarda bulundu!..
PKK ve çevresi farklı düşünce ve fikirlere ithamlarda bulunarak yoğunlaşacağına; Roboskî katliamını uluslararası platforma taşıyarak neden yapıldığını ve kime mesaj verildiğini ortaya çıkarsın!..
Roboskî Katliamı; geçen sene uluslararası Kürt festivalinde, arkasında bir fedai grubuyla telekomunikasyon bağlantısı kuran Karayılan, ikiden bir göğsüne vura vura konuşarak meydan okumasına ve kendisinin de geçmişte bir kaçakçı olmasından ötürü bir cevap niteliği taşıdığı kanısındayım...
Öyleya, ne de olsa Çukurca’da kullanılan silahların tespiti için gelen uluslararası kuruluşlar, ciddi bir bulgu ve araştırma yapmadıkları için, devlet ve dünya kamuoyu nezdinde bir önem arz etmedi...
Ancak, PKK bu konuda diplomasi faaliyeti yetersizliklerinden dolayı ciddiye alınmadığı gibi uluslar arası alanda yoktur!..
Kürdistan mücadelesinin uzun sürmesi, dünya kamuoyunun gözlerinden bu denli uzak kalışı, özgürlük mücadelesini kendinde tekelleştiren PKK’nin uluslararasılaşma sürecinde diplomasi faaliyeti yürütebilecek donanıma ulaşmadığı ve etkin bir enerjiye dönüşebilecek diaspora gücünü önemsemeyişiyle de ilgilidir!..
Sonuç olarak; 12 Eylül cuntasıyla hesaplaşan Türkiye, bahsedilen 17 bin faili meçhul cinayetin üstünü devlet ve PKK kapatmadan yüzleşmeli... 2012 yılı AKP hükümeti için zor bir sınav olacağı gibi, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük adımların atılacağı ve toplumsal meselelerinin çözümüne ilişkin final yılı olacaktır!..