Aşklar Mezarlığı Akisa Cenin Aşklar Mezarlığı adındaki Vesta Yayınları’ndan çıkan kitabı okumadan önce İsmail Yıldız’ı seçim izlenimlerini aktarırken tanımıştım. Kitabı elime geçince de zevkle okudum. Kalemi gelecek vaat ettiğini seçim izlenimlerinden sezmiştim. Yanılmamışım. Duyguluydu. Ve yüreği de bir aşklar mezarlığıydı. Çünkü arzuluyordu. Buda mutlu olmak için arzulamamak gerektiğini söyler. Ama arzulanmadan da yaşanmaz ki. Ya da insanların öldürülmediği bir dünyayı, eşitliği ve özgürlüğü arzulamamak imkânsızdır. Bence iyi şeyleri arzulamak insan olmanın başlangıcıdır. Şair ise arzu ve duyguların adamıdır. Ustaların söylemlerinde öğrendik; şiir yazmak için yalnız duygular da yetmiyor. Duygulara bilinçte eklenmeli. Ayda en azından dört ya da beş kitap okunmalı. Yani şair olabilmek oldukça zor bir iştir. Şiir zor bir zanaattır ustaların dediği gibi. Yazdığın her şey vicdanının süzgecinden geçmelidir. Fethedilecek doruklar, aranacak sözcükler sonsuzdur. Bunları popülerlik anlamında söylemiyorum. Demek istediğim Nazım Hikmet’te olduğu gibi, kardeşlik, barış ve eşitlik üzerine yazılmış kitapları damıtarak çarpıcı bir şekilde ifade edebilmektir meramını: ‘’Bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçisine… İsmail Yıldız’ın kültürel ve edebi alt yapısının güçlü olduğunu okudukça ve tanıdıkça anladım. Önemli olan artık dizelerini güçlendirip tarihe direnecek dizeler oluşturabilmektir. Peki, uzun ömürlü ya da dünya döndükçe tarihe direnebilecek dizeler nasıl yaratılabilinir? Her şairin buna bir cevabı vardır şüphesiz. İsmail Yıldız da tarihe güçlü dizeler bırakabilmek için yola revan olmuş. Anlatacağı çok şeyi var belli. Hem nasıl olmasın. Coğrafyamız yakılıp yıkılıyorsa, her gün çiçeklerimiz koparılıp götürülüyorsa şaire düşen sadece yanmak olmalıdır. Tutunmaya çalışır hayata şair. Acıların ortasında aşklar da yaşar ve hepsi de şiirine sirayet eder. Serde şairlik vardır. Gönül ferman dinlemez. ‘’İlle de susacağım bu gece bütün ölüm tacirlerine,’’ diyor bir dizesinde. Gerektiğinde insan susmasını bilmelidir. Hem de ölümüne. Susulması gerekilen yerde konuşmuşsa kişi aslında kendisine kurşun sıkmıştır. Geçmişiyle kendi arasına aşılmaz duvarlar örmüştür. İsmail Yıldız’ın ‘’Akisa Cenin Aşklar Mezarlığı’’ adlı kitabı okuyucuya çok şey düşündürüyor. Hayal dünyasında, gerçekliklerin anaforunda kulaç atmaya başlıyorsunuz. Şair İsmail Yıldız’ın gezgin ruhuyla birlikte dolaşıp duruyorsunuz. Bir İstanbul’da yapayalnız kalmışken, bir de bakıyorsunuz ki acılı coğrafyadasınız. Başka yerde sırılsıklam aşksınız. İsmail Yıldız’ın şiirinde ülkesinin trajedileri var. Aşk var. Israr var. Tutku ve yalnızlık var. Bir ceset gibi yaşanmışlık var kimi zaman. Çünkü yaşanan nahoş olayları durdurabilmek imkânsız gibidir. Tek kişinin güç getirebileceği şeyler değildir. Ama dizelerle zulmün kalesine saldırılabilinir. Ve bunu da başarmış. ‘’Cesedimizi coğrafyamıza düşen damlalar kirletiyor/ büyüyoruz.’’ Damlalar anafordur. Aslında o coğrafyada cesetlere bombalar düşüyor. Hatta gidip yerle bir bile ediliyor. En iyi Kürt ölü Kürt iken onların lügatinde, şimdi bu durumu daha da derinleştirmişler; ölü de olsa, varsa bir karış mezarlığı onu da yerle bir et. Şiir de korktukları gibi, mezarlarımızdan da korkuyorlar. Ondandır ki ülkemiz ölü aşklar mezarlığına dönmüş. Gündem ve Günlük gazetelerinden tanıdığınız İsmail Yıldız iyi bir yolda. Ve çalışarak tüm dorukları fethedeceği de kesindir. Şiire iyi bir yerden başlamış. Not: Degerli arkadasim sair, yazar, gazeteci, tiyatrocu Ismail Yildiz in kitabinin onsozu icin yazmistim. Simdi tutuklandi..