|
SON DAKİKA
BİR İNSANIN ANAVATANI
Mine Barlas BAYRAKTAR
Okunmalı....**** *Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi,Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığımiçin, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yeraldı:***** *- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?***** *- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti.***** *O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmekistiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.***** *- Ne oldu, nasıl oldu?***** *- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerdebizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanınanavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutluolması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarınınçocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır."***** *Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmayadevam etti:***** *- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun enönemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklaryaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendimedüşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasınafırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklımagelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.***** *Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuzyaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmayaçalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?***** *- Hayır, neden?***** *- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödeviniyaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca,hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu.***** *Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum.***** *Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bununsonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.***** *Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı;onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:***** *- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. "Ben nebiçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul'dançalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm;***** *Otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimlekonuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beşyıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.***** *- Radikal bir karar! ***** *- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.***** *Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedimki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklaryattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyleböyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümdenne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o istersebeş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onunçocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinçgöstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.***** *- Eşiniz ne dedi?***** *- Hocam biliyor musun ne oldu?***** *- Ne oldu?***** *- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kim buadam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!***** *Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek!Öyle şey olmaz."***** *- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor,kaygılanıyor!***** *- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.***** *Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç geceninsonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.***** *- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?***** *- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanınabıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlumbugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamına gelen"cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız,dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık.Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birliktesokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadarsokaktaydık. Eve gelincetoz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık.***** *H**avluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce hergün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.***** *Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorumhavluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çokseviyorum.***** *Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki,şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiçsöylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.***** *"Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyisöylemediğininfarkında olmayacaktım.***** *- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durumbirçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli birtehlike!***** *- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim veartık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul,öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki velibuluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevlerikargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor.***** *Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunlakonuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin.Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen buluşmasınagitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldakibuluşmaya beraber gidelim!***** *Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.***** *- Eşiniz gelmek istemedi!***** *- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır senyalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sırabende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim kibaşka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.***** *Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum.***** *En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.***** *Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz neyaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım.***** *Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?"***** *diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıfta arkadaşlarınıhiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Neyaptınız bu çocuğa siz?"***** *- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?***** *- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.***** *İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiyekadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktankıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam,ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.***** *Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum.***** *Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğukurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş.***** *Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyleyapar ve orada başarılı olurmuş.***** *"Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim. Kucaklaştık.***** *"Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur.Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutluolup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.***** *Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!***** ** ** *Doğan CÜCELOĞLU***** Bu makale 166 kez okundu |