|
SON DAKİKA
KADINLAR MÜCADELEYLE ÖZGÜRLEŞECEK
Zeynep AYDIN
Yaşadığımız toplumsal sistemde kadın denince akla genel olarak mutfak, yatak odası ve çocuk gelir. Politikanın erkeklerin, çok parası olan, ağzı laf yapabilen ve okumuş insanların işi olduğu düşünülür. Yoksullar ve kadınlar ancak ekmek derdindedir. Politikayla olan ilgileri ise kadın günlerinde, evde, toplantılarda yada düzen partilerinden birini desteklerken, kocası, babası kime oy verdiyse ya da onun tarafları olma düzeyindedir. Ayrıca günlük dilde politika denince akla ilk gelen göz boyamak, gercekleri laf kalabalığı ya da diplomatca gözlemek, yalancılık, dolandırıcılık, üç kağıtcılıktır. Hatta karşıdakinin olumsuzluğunu eleştirmek için “politika yapma” diye uyarılarda bulunmazmıyız. Oysa bu cehaltten, bu altatılmışlıktan, bu atılıktan, bu dağınıklık ve güçsüzlükten kurtulmak için bizler mutlak ve mutlak olarak politika yapmalı, politik bir insan olmalıyız. Yani politika en çokta biz ezilenlerin ezilenleri biz kadınlara gereklidir. “İnsan politik hayvandır” denir. Bu bizleri hayvanlarda ayıran yani düşünme özellimizin politik kimliğimiz olduğunu vurgulamak için söylenmiştir. Politik olmak yada politikaya ilgi duymak yaşamın, yaşamımızın kendisine karşı ilgi duymaktır. Neden, nasıl, niçin sorularına yanıt bulmaktır. Üretim ve paylaşımdaki yerimizi yani üretim ilişkilerini kavramaktır. Ülkemizde ya da dünyada yaşanan tüm olaylar hakkında bilgi sahibi olmak, gücümüz oranında müdahale etmek demektir. Yaşamımıza yön veren olgular politik kararlardır. Attığımız her adımda, içtiğimiz bir bardak suda bile politikanın izleri vardır. Yaşamda alınan her karar politiktir. Burjuvazi aldığı politik kararlar ile yaşamımıza müdahale ediyor. Her türlü baskı, zulüm ve yasağın ya da her türlü hak, hukuk ve talebin arkasında politika yatıyor. Hücrelerimize kadar sinmiş olan bu olguya karşı ilgisiz kalmak, insanın kendine, çevresine ve tüm inanlığa olan ilgisizliktir ve bu ilgisizlik bizlerin insan olma kimliğimizle bağdaşmaz. Burjuvazi yalan, dolan üç kağıtcılıkla politika yapar. Bu çirkin ve insanlık dışıdır. Ama bizler farklı anlayış ve farklı yöntemlerle politika yaparız. Bizim yaptığımız devrimci, emekten yana, dürüst ve en önemlisi doğurgan olma özelliğimizden dolayı insanca bir politikadır. Politik olmak bizleri yaşadığımız olaylara yabancılaşmaktan alıkoyacak, insan kimliğimizi kazanmamıza yardımcı olacaktır. Eğer bizler; bizleri çevreleyen koşulların ya da yaşadıklarımızın nedenini, niçini bilmiyor ve bunları sorgulamıyorsak başta bizim hatamızdır. Bizler bilmekle kalmamalı aynı zamanda değiştirmeden yana da tavır almalıyız. Sömürücü sınıflar işçi ve emekçi yığınlar için politika yapma özgürlüğünün sınırını kendi kurdukları partilerin kuyruğuna takılmak, seçimden seçime bu partilere oy vermek, desteklemek olarak çiziyorlar. Ülkeyi yönetmek, toplumsal yaşamı düzenlemek, yasaları yapmak, yaratılan değerlerin toplumsal bölüşümü ve yönlendirmesini sağlamak, bizim adımıza karar vermek için bizden utunamadan oy istiyorlar. Üstelik henüz hiç bir düzen partisinde bize pozitif ayrımcalık uygulanmamış yani kadın kotası ayrılmamıştır. Politika egemen sınıfların ayrıcalığı olarak kalmaktadır. Egemenler; kendi sınıflarına, kendi kaderine sahip çıkmak isteyen geniş yığınların karşısına ise; ordusuyla polisiyle yasalarıyla dikilirler. İşçi ve emekçi kadınların karşısına dikilen engeller ise yalnızca bununla sınırlı kalmaz. Toplumsal değer yargıları attığı her attığımız adımda bize pranga, vurmaya çalışırken, eğitim sorunları, çocuk bakmı, ev işleri, erkek egemen baskı biz kadınların önüne dikilen en önemli engellerdir. Yüzyılların gerici değer yargıları bize biçilen roller yeteneklerimizi köreltmiş. Bizi hem politik konulara yabancılaştırmış ve kapalı kapılar arasına hapsedmiş ve edilgenleştirmiştir. Geleneksel baskılarda buna yardım etmektedir. Çocukluğumuzdan itibaren “sen kızsın konuşma” “elinin hamuruyla erkek işine karışma” “kadınlar ev işleriyle uğraşmalı ülkeyi yönetmeyi erkeklere bırakmalı” vb. Anlayışlarıyla kişiliklerimiz şekillendirilmeye çalışılmamışmıdır. Öyleki bu anlayış sadece babamız, kocamız, ağabeyimiz tarafından değil hem cinslerimiz tarafından ayni analarımız tarafındanda içselleşmemişmidir. Bu toplumsal kişiliği değiştirmeden insan olma yolunda adım atamayacağımız açık seçik ortadadır. Akla şu soru gelebilir. On milyonlarca kadın ve erkek işçi ve emekçi; her şeyi, bütün hayatı yaratanlar nasıl olurda bir avuç sömürücü komprador burjuva ve toprak ağası sınıfı tarafında yönetilebilir? Bu akla aykırı, saçma ve aldatıcı değilmidir? Elbette akla ve insanlığa aykırıdır. Ama onlar üretim araçları ve devlet yönetimi ellerinde olduğu için bunu yapabilmektedirler. Bunun son bulması ise ancak üretenlerin yöneten olmasıyla mümkün olcaktır. Kadın sosyal yaşama katılmadığı müttetce hiç bir gercek özgürlük güvenceye bağlanamaz. Sosyalist toplumun gerçek kuruluşu kadının hak eşitliğini salt yasalar karşısında değil yaşamda da sağladığı zaman mümkün olacaktır. Kadınsız devrim olmaz, kadın devrim yapmadan kurtulmaz!... Şan olsun komünist önderlerimize şan olsun Clara Zetkin’e, Barbara Anna Kistler, Meral Yakar’a, Nergiz Gülmez’e, komutan Yıldız Çiçek, Sebahat Karataş ve 2 Şubatta şehit düşen 5 Kızıl karanfilimiz Sefa Gül Keskin, Nurşen Aslan, Gülüzar Öskan, Fatma Acar ve Derya Arasa Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!... Zeynep AYDIN Pari Bu makale 67 kez okundu |